• Eden Project (anlam: “Eden Projesi”), St. Austell, Cornwall, Birleşik Krallık’ta bulunan büyük çaplı bir çevre kompleksidir.Tim Smit tarafından planlanmış olan projenin kompleksleri, 1996 yılında Nicholas Grimshaw tarafından tasarlanmış ve 17 Mart 2001 tarihinde halka açılmıştır. Kısa bir süre sonra Birleşik Krallık’a gezmeye gelen turistleri kendine çekmeye başlamıştır.

    Çelik konstrüksiyonla oluşturulan, adeta dev bir böceği andıran biome’ların kabuğu, camın kullanımı yasaklandığı için EFTE (Etilen-tetrafluoroetilen) yarı transparan bir örtü ile kaplıdır. Eden Project’te 3 bin 385 türe ait 97 bin 400 bitki bulunuyor.

    Peyzaj Projesi: Land Use Consultants (LUC)

    Mimari Proje: Nicholas Grimshaw ve Partners

    Projenin Başlangıç Tarihi: 1998

    İlk Aşama Açılış Tarihi: 10 Mayıs 2000

    Açılış: Mart 2001

    Yer: Cornwall, İngiltere

    Alan: Toplam alan 50 hektar, kil çukuru 15 hektar

    Maliyet: 37.5 milyon sterlin

     

    Dünyadaki en büyük sera alanı olan Eden projesi yeryüzünün her tarafından toplanmış 3.865 bitki türünün sergilendiği yapay biyomlardan oluşuyor. Yaşam hakkında yeni bir düşünce biçimini sunmak için tasarlanan bu yapı; ekoloji, bilim, sanat ve mimariyi çok başarılı bir şekilde birleştiriyor. Proje hem enformel hem de eğlenceli bir deneyim sunuyor. Aynı zamanda da sürdürülebilir geleceğin koşulu olarak insanların bitki örtüsü ve ağaçların varlığına bağımlı olduklarını hatırlatıyor.

    Proje fikri, Tim Smith’le bahçecilik uzmanları Phillip McMillan ve Peter Thoday tarafından geliştirildi. Hedefleri, dünya florasını, bahçe bilimini, tarımı ve ormancılığı sergileyerek yaşayan bir tiyatro oluşturmaktı. Bunun için seçtikleri yer ise İngiltere’nin Güneybatı ucundaki Cronwall’da St. Austell yakınlarındaki bir kaolin ocağıydı. Projeyi gerçekleştirirken bu bölgenin ekolojik yapısının yanı sıra ekonomik ve sosyal yapısını da geliştirmeyi hedeflemişler.

    Yapının mimari tasarımı için organik mimarideki iddialı uygulamalarından dolayı Nicholas Grimshaw ve Antony Hunt and Associates mühendislik firması ile birlikte çalışmışlar. Nicholas Grimshaw ve Partnerleri önceden Londra’nın uluslar arası tren istasyonu Waterloo’yu yaparken geniş ve dalga formunda bir cam çatı gerçekleştirmişti. Eden projesinde de, Buckminster Fuller’ın vizyonu olan azami kapalı hacmin asgari yüzey kullanımı ile elde edilmesi sağlanmış. Üstelik dünyanın en büyük iskelet yapısı seçilen birbirine geçmiş bu jeodezik kubbeler en hafif ve ekonomik şekilde gerçekleştirilmiş.


Projenin uygulama sürecinde karşılaşılan en büyük zorluklardan biri önceden kaolin ocağı olarak kullanılmış, yerin 15 metre altında ve toprak (humus) yüzeyi bile olmayan bir çukurda planlanması olmuş.

Biyomların yerleri Solar Modelleme programı kullanılarak kesinleştirilmiş. Böylece ortamın solar enerjiden pasif olarak en etkili şekilde yararlanması sağlanmış. Mimarlar ayrıca biyomları ETFE (Ethylene Tetra Fluoro Ethylene) folyosu ile kaplayarak enerji etkinliğini azami düzeye çıkarmış. ETFE’nin geniş spektrumdaki ışık geçirgenliği, bitki canlılığı için önemli olan gün ışığından azami düzeyde yararlanılmasını sağlamış. ETFE’nin diğer avantajları ise camın net ağırlığının %1’ine denk gelmesi, oldukça dayanıklı olmasının yanı sıra geri dönüştürülebilir ve anti statik olması.

Doğal pasif sisteme destek olarak, biyomların iç hava kalitesine ince ayar yapan aktif ısıtma sistemi yerleştirilmiş. Bununla birlikte yenilikçi sıvı dinamiği ölçümleme çalışmaları sayesinde doğal kaynak sarfiyatını azaltmak için havalandırma ve su stratejileri düşünülmüş. Örneğin yağmur suyu iç mekan nemlendirmesi için dönüştürülüyor. Hatta yer altı su sızıntıları bile değerlendirilerek sulamada kullanılıyor.

 

2,5 yıl süren uygulama sürecinden sonra 17 Mart 2001’de halka açılan Eden projesinin ilk sene ziyaretçi hedefi 750.000 iken proje birinci yaşını kutlarken ziyaretçi sayısı 1,91 milyon kişiye ulaşmış. Projenin daimi eleman kradosu 500 kişi. Bunun %95’i projenin gerçekleştirildiği Cronwall bölgesinden seçilmiş ve bu kişilerin %75’i önceden işsizmiş.

İki aşamadan oluşan projenin ilk fazı olan ziyaretçi merkezi, 15 hektar alana oturuyor ve Cennet bahçelerine giriş kapısı fonksiyonu çerçevesinde hol, dükkanlar, restoran ve eğitim galerilerini içeriyor.

İkinci aşamada ise biyomlar var, bunlar bir birini takip eden iki farklı iklim bölgesi. Biri tropik ikincisi Akdeniz iklimi. Yapı ikisini ilişkilendiriyor. İlk kubbe tropikal iklim koşullarını yaratıyor, ikincisi ılık/Akdeniz iklim koşullarını. Bitki örtüsü kuru tropik alanlara ait olacak üçüncü biyom ise planlama aşamasında.

Eden projesi birçok kültürel ve sanatsal etkinliğin yanı sıra büyük çaplı konsere ev sahipliği yapıyor. Ayrıca mekan ile birlikte kurulan Eden Vakfı birçok eğitim ve yaratıcı gelişim projesine ön ayak oluyor.

Diğer taraftan, Eden Projesi, EGS Enerji Şirketi’nin ortaklığı ile 25 milyon dolar yatırım gerektiren jeotermal enerji santrali projesini 2012 yılında çalışır hale getirmeyi planlıyor. İngiltere’de bir ilk olacak bu santral, Cornwall bölgesindeki yüzeyin 3 mil altındaki ısıyı yukarı taşıyarak elektrik üreten türbinleri harekete geçirecek. Başarılı olursa, santral 3 megavatlık yani 5000 evi ısıtmaya yeterli olan güç elde edecek. Eden projesinin yönetimi Cornwall’da gömülü bekleyen geniş jeotermal enerji rezervlerinin İngiltere’nin elektriğinin %10’unu karşılayabileceğini düşünüyor. Tabii elektrik dağıtımında Eden projesinin ihtiyacı öncelikli olacak.

Kil Çukurundan Cennete

İngiltere’nin güneybatı ucundaki Cornish kıyısında, Cornwall’da St. Austell yakınlarında gerçekleştirilen Eden Projesi, günde 14 bin, açılışının ardından geçen bir yıl sonunda toplam 1.5 milyon ziyaretçi çekti.’Bitki Tiyatrosu’ olarak nitelenen Eden’de 3.865 türe ait 97.400 bitki bulunuyor.

Eden Projesi tasarımı eski bir taşocağının kıvrımlı,eğimli yüzeylerinden ve taşıma yollarından türedi. Peyzaj Mimarı Land Use Consultants (LUC) projeyle Cornish’deki kaolin çıkarımının tarihini de yansıtmak istediklerini belirtiyor.

1994’de eski bir plak yapımcısı olan ve müthiş bir servet kazandıktan sonra otuzlu yaşlarda emekliye ayrılıp bahçe projeleri üretmeye girişen Tim Smith’le bahçecilik uzmanları Philip McMilan ve Peter Thoday, ‘dünya florasını, bahçe bilimini, tarımı ve Ormancılığı sergileyerek yaşayan bir tiyatro’ fikrini geliştirdiler. Smith bu düşünceyi şöyle açıklıyordu:

‘Yalnızca Bitkilerin bulunacağı bir yer olmamalıydı; yaşam hakkında yeni bir düşünce biçimini sunmalıydı.’

Bu düşünce hem yabani, hem de ekili Bitkilerin bir dizi egzotik seranın yanı sıra çağdaş ılıman dış bahçe kurularak sergilenmesi fikrini geliştirdi. Bu tartışmalar sürerken 1994’DE British Millenium Fund’dan 25 bin sterlin tutarında bir fon sağlanarak projenin gerçekleşmesi yolundaki ilk adım atıldı.

Eden’in kurulduğu 15 hektarlık eski bir kaolin ocağı olan arazi kıyıya iki mil uzaklıkta, 60 metre derinliktedir. Arazinin ucuzluğu ve okyanus ikliminin Bitkilerin gelişmesi için uygunluğu proje için buranın seçilmesine temel etken oldu.

Mimar Grimshaw, biri nemli tropik, öteki ılıman iklim özelliklerine sahip iki sera tasarladı. ‘Biome’ (biyom) olarak adlandırılan bu seralar strüktürel özellikleriyle pek çok yeniliğe sahiptirler. Her biri dört kubbeden oluşan biyomlar bugüne kadar yapılmış en büyük ve en hafif jeodezik strüktürler olarak niteleniyor. İnşaat sırasında kurulan iskeleler Guinness Rekorlar Kitabı’na bugüne kadar kurulmuş en yüksek iskeleler olarak girdi. Kubbeler kendi kendini taşıyan, birbiriyle bağlantılı çelik borulardan oluşturulmuş, altıgen ve beşgenlerden oluşmakta. Bu çokgen çerçevelerin en büyüğü 11 metre açıklığa sahip ve çelik boruların çapı ise 193 mm’dir. Bu örümcek ağı benzeri yapı üç kat etiltetraflöretilen (ETFE) ile kaplandı. ETFE camla karşılaştırıldığında daha iyi bir termal yalıtım ve daha fazla morötesi ışık geçirme özelliklerine sahip. Ayrıca camın yalnızca yüzde 1 ağılığında, bir başka deyişle bütün strüktür içindeki havadan daha hafif. Taşocağının duvarı her biyomun bir yanı olarak kullanıldı. Böylece doğal bir teraslama etkisi ve bitkiler için teatral bir arka perde yaratıldı. Ziyaretçiler ise bu kubbeleri taşocağı duvarlarına oturan sabun köpükleri gibi görmekteler.

Serginin başyıldızı nemli tropik iklim biyomudur. 240 metre uzunlukta, 110 metre genişlikte ve 55 metre yükseklikte olan bu sera kuruluşunun üzerinden yalnızca bir mevsim geçmiş olmasına karşın bir ormana dönüşmüş durumda. Daha küçük olan ılıman iklim serasında ekili bitkiler daha küçük ve yavaş büyüyen türden.

Büyük tropik serada Amazon, Batı Afrika, Malezya ve Okyanusya’dan getirilen bitkiler ve ürünler şelale, akarsu, havuz ve Malaya evleriyle birlikte sergilenmekte. Ilıman iklim serası California’dan Güney Afrika’ya Batı Avustralya’ya ve Akdeniz havzasına uzanan Akdeniz iklim kuşağının florasını sunmakta. Bu iki biyolojik mekanı çim örtülü bir çatıya sahip, içinde 500 kişilik bir restoranı da barındıran bir yapı birleştirmekte.

Kubbeli seraların dışındaki 12 hektarlık açık alanda Şili ikliminden Atlantik iklimine kadar geniş bir iklim alanında yetişebilen çeşitli bitkiler sergilenmekte.

Peter Thoday, sergi stratejisini dört ana temada tanımlıyor…

Bütün dünyadaki farklı habitatları içeren ekolojik bir sergi. 20 muz türü, en önemli sekiz tropik baharat, kış için hayvan yemleri vb. öğretici koleksiyonlar. Bitkilerin yaşam sistemini anlatan bilimsel sergiler; örneğin tozlaşma yöntemleri veya çevresel tolerans. Sanatta gerçeküstü olanaklar. Bu stratejinin ötesinde Eden Projesi aynı zamanda ticari, eğitsel ve bilimsel ortaklıklar da geliştiriyor. Özellikle Eden Projesi’nin Yerel Parklar Dairesi’nin son yirmi yıldaki kesintileri ve politikaları sonucu İngiliz bahçelerinde ortaya çıkan gerilemeyi dengeleyeceği belirtiliyor.

Projenin gerçekleştirilmesi sırasında kaolinin yapısından dolayı çok ciddi inşaat ve teknoloji sorunlarıyla baş edilmeye çalışıldı. Kaolinin gevşek bir toprak olması nedeniyle Hindistan cevizi hasırı katkılı ekim terasları yoluyla toprağın stabilize edilmesi yoluna gidildi. Su, düzeyi çukurun zemin düzeyinin üstündeydi. Bu durum özellikle çok yağışlı geçen 2000 kışında büyük sorun yarattı. İnşaatın ilk üç ayında 163 milyon litre su boşaltıldı. Saniyede 22 litre suyu boşaltma kapasitesine sahip bir drenaj sistemi kuruldu.

Toprak üretimi Eden Projesi’nde endüstriyel bir sürece dönüştü. Başlangıç için bir humus tabakası yoktu. Yerel ocak artığı kullanıldı. Sanki ‘ay’da bir bahçe inşa ediliyor gibiydi. Kaolin çukurlarından elde edilen atık kum ve kile, organik bileşen olarak ormandan alınan ağaç kabuğu ve evlerden çıkan yeşil atıklar eklenerek elde edilen bu toprak baz olarak kullanıldı. Bu üretilmiş toprak bugün ticari olarak da pazarlanmakta. Ayrıca, çeşitli spesifik toprak türleri getirildi. Örneğin, tropikal topraklar esasen organik karakterli iken ılıman iklim toprağı kum asıllı kil ve ağaç kabuğu katkılı; Güney Amerikan Fynbos, bitkisinin gereksinimi ise çürütülmüş kabuk ve kumdan oluşturulmuş, besleyici içermeyen bir toprak.

LUC, Thoday ve McMillan’ın hazırladığı her sergi için yüzden fazla sınırlamayı dikkate almak zorundaydı: görünüş, eğim, bitki büyüklüğü, toprak tipi ve daha nicesi. Cole’a göre bitki bilimcilerin ideali Doğu İngiltere’de düz bir bozkır alanıydı, böylece istedikleri dörtgensel alanlara sahip olabilirlerdi. Ama çalışılan arazi dev boyutlu, eğimli bir çukurdu, dolayısıyla parsel büyüklüğünün, eğimin, yönelimin dengelenmesi çok özel bir işlevsel sorun olarak ortaya çıkıyordu. Dikkate alınması gereken bir diğer nokta, malzemelerin taşınma gereksiniminin en az olacak şekilde planlama gereğiydi.

Eden Projesi’ndeki sera tasarımı bu tür sergilerin nasıl olması gerektiği sorusunu gündeme getirdi. Kubbeli teatral bir yaklaşım ortaya çıktı: 20. yüzyılın sonlarındaki botanik bahçelerindeki gibi bir sahneleme yaratıldı. Eden’in iç mekânında görkemli bir görünüm egemen oldu. Dışarıdaki sergiler ise eski botanik bahçelerindeki gibi parça parça birbirine eklendi. Ancak 17. yüzyıl bahçelerinin dikdörtgen geometrisine karşın burada iki ayaklı bir geometri geliştirildi.

Eski ocağın rampalarına ve meyillerine uyan, yılanvari kıvrımlar düz çizgili geometrisiyle kesiştirildi. Barselona Botanik Bahçesi’nin Corten çelik-yüzlü duvarlarla güçlendirilmiş üçgensel, doğrusal fraktal strüktürlü yapısıyla benzerlik kurulsa da unutulmamalıdır ki, Barselona Botanik Bahçesi bir dağın dışbükey eğimlerine inşa edilmiştir. Oysa Eden Projesi’nde araziye egemen olan çizgi içbükeydir. Bu durum, sergilerin genişliği karşısında izleyicinin kendisini küçücük hissetmesine neden olmaktadır. Eski taş ocağı bugün bitkilendirilmiş tepecikler, rampalardan oluşan bir görünüm sunuyor. En aşağıda çeşitli etkilikler için düşünülmüş bir göl bulunuyor. Ziyaretçiler yürüyerek veya trenle kubbeli seralara ulaşmaktadır.

One thought on “Dünyanın en büyük kapalı bahçesi: Eden Projesi

  1. cok iyi bir proje. boyle projeler Erzurum a da lazim mehmetcim haberin olsun senden de bekliyoruz..

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir